Tiyatro tarihi, insanlığın hikaye anlatma arzusuyla aynı dönemde ele alınabilir. Bu köklü tarihin en renkli ve gizemli sayfalarından biri ise hiç şüphesiz kuklalardır. Peki, Anadolu topraklarında bu sanat nasıl filizlendi? Türk kuklasının kökenlerine indiğimizde, karşımıza Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan büyüleyici bir kültürel yolculuk çıkar.
Türklerin İslamiyet öncesi dönemlerinde, kuklanın sadece bir eğlence aracı olmadığı, aynı zamanda dini ve büyüsel ritüellerin bir parçası olduğu bilinmektedir. Şamanizm inancının etkili olduğu o dönemlerde, "korkolçak" veya "çadır hayal" gibi isimlerle anılan figürler, yer altı ve yer üstü ruhlarını temsil etmekteydi. Türkler göç yollarına düştüğünde, bu ritüelistik figürleri ve hikayeleri de heybelerinde taşıdılar. Böylece kukla geleneği, Orta Asya'dan Anadolu'ya taşınarak burada yeni bir form kazandı ve yerleşik kültürle harmanlandı.
Osmanlı dönemine gelindiğinde ise kukla, saray şenliklerinden halk meydanlarına kadar geniş bir alana yayılarak Geleneksel Türk Tiyatrosu içerisindeki sarsılmaz yerini aldı. Her ne kadar gölge oyunu Karagöz ve Hacivat daha baskın bir şöhrete sahip olsa da, üç boyutlu "bebek" veya "korçak" dediğimiz kuklalar da halk arasında oldukça popülerdi. Özellikle el kuklası, ipli kukla ve iskemle kuklası gibi çeşitler, dönemin mizah anlayışını ve toplumsal eleştirilerini sahneye taşıdı. Bu oyunların başrolünde genellikle kurnaz ve hazırcevap "İbiş" karakteri ile onun efendisi "İhtiyar" yer alırdı.
Günümüzde Türk kukla sanatı, ne yazık ki modern eğlence anlayışının gölgesinde kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ancak bu sanat, sadece nostaljik bir öge değil, toplumsal belleğimizin canlı bir tanığıdır. İbiş'in sivri dilinden dökülenler veya kuklacının (kuklabaz) ustalığı, geçmiş ile gelecek arasında bir köprü kurar. Tiyatro Akademi olarak inanıyoruz ki; Geleneksel Türk Tiyatrosu mirasını korumak ve modern tekniklerle yeniden yorumlamak, bu kadim sanatın yaşaması için hayati önem taşımaktadır. Unutmayalım ki Türk kukla sanatı, perdenin arkasındaki o görünmez iplerle bizi hala köklerimize bağlamaya devam etmektedir.

